"Hayır, iğrenç değil, iğrenç değil bebeğim. Sözde kibar kişilerin bile söz konusu altın olduğunda neler düşündüğünü yalnızca ben biliyorum." -Altın Hazineleri, B. Traven (1927)
Kuzey Pakistan'daki azametli Karakurum Dağları'nı yaran buzul vadilerindeki nehirler kıvrıla kıvrıla akıyor. Kurşuni renkteki suları buz gibi soğuk. Bu ücra akarsulardan bazılarının kıyılarında, karaya vurmuş bir enkazı andıran yamaişi çadırlar sıralanıyor. Bu çadırların içinde de bir akıntıdan diğerine uzanıp, altın parıltısı izinde koyu renkli kumları yıkayıp ayrıştıran aileler yaşıyor: Sonevallar bunlar.
"Nehrin cep yaptığı yerlerden altın çıkarmakta iyiyiz," diye övünüyor İzzet Han. 25 yıldan uzun bir süredir Karakurum'un seyrek zenginliğinden elde ettikleriyle yaşayan, kır saçlı bir altın avcısı kendisi. "Nehri dikkatlice izlemeniz gerekiyor bunun için. Sakinleştiği yerleri bulmanız gerekiyor. Altın oralarda çöküyor."
İzzet Han'ın yüzü kırışmış kardeşi Cihangir Han, Gilgit Nehri boyunca karpuz büyüklüğündeki kayaları manivelayla kaldırıp altlarındaki ıslak kumu araştırıyor. "Kolay değil," diyor nefes nefese kalmış biçimde. Çalışmaktan harap olmuş avuçlarını gösteriyor. "Her günün sonunda parmaklarım kanıyor," diyor.
Out of Eden Walk
Gilgit Nehri'nin kuzeyindeki kazılarda kadınlar ve çocuklar da çalışıyor. İzzet Han'ın ergen yaştaki torunu Hafize ve 12 yaşındaki oğlu Übeyit, kum dolu çuvalları sırtlanıyor sırayla. Genç gelini Nişa saatler boyunca tahta bir kevgiri sallıyor, kumların üzerine nehirden kepçeyle su dökerek daha büyük altın taneciklerini ayırıyor. Maden arayan birçok Soneval ailede olduğu gibi çocuklardan hiçbiri okula gitmiyor. Kamplarına döndüklerinde İzzet Han son derece zehirli bir madde olan cıva kullanarak günün hasılatını arıtıyor: yaklaşık 40 dolar edecek ufacık bir altın topağı elde ediyor. "İyi bir gün oldu," diyor ve keyifleniyor.
Pakistan'ın Himalayalar'da yer alan —ve altın arayan Sonevalların ter döktüğü— dağlık Gilgit-Baltistan bölgesinin yeraltı zenginlikleri binlerce yıldır dillere pelesenk olmuş durumda.
İki bin yıldan fazla bir süre önce Yunan tarihçi Herodot, olasılıkla Gilgit-Baltistan olan bir yerdeki "tilki büyüklüğündeki devasa karıncalardan" bahsediyordu. Araziyi kazan efsanevi böcekler altın tozundan tepecikler oluşturuyor, hayvanlar öğle sıcağında uyuklarken de tüccarlar deve kervanlarıyla bu altını alıp götürüyordu. (Günümüzde bir araştırmacı, söz konusu hayvanların dağsıçanı olduğunu öne sürüyor.) İpek Yolu üzerindeki Karakurum'dan geçen Ortaçağ seyyahları ise bu dağların yakut ve altın açısından ne denli zengin olduğunu anlata anlata bitirememiş. Günümüzde ise Pakistan hükümeti, bölgede ticari açıdan değerli en az 11 altın yatağı olduğunu tahmin ediyor. Ülkeye gelen 46 milyar dolarlık Çin yatırımlarının —Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru çerçevesinde inşa edilmekte olan otoyollar, barajlar, iletişim altyapısı ve diğer altyapı projeleri— bölgedeki endüstriyel madenciliği teşvik edeceği düşünülüyor.
Obaid Alam Khan, 12, helps seek his family’s rough fortunes in the icy glacial waters of Gilgit-Baltistan.
Paul Salopek
Ancak şimdilik nehirler büyük ölçüde, çamurlu suları tek bir ahşap elekle çalkalayıp parıltılı maden parçacıkları arayan Sonevallara kalmış durumda.
1940'larda bu ücra platolara atanmış Britanyalı subay William Brown, Gilgit Rebellion (Gilgit İsyanı) adlı kitabında —sömürge dönemi klişelerine uygun biçimde— "Sonevallar tuhaf bir ırk," diye yazmıştı. "İndus Nehri'nin kıyılarında bir aşağı, bir yukarı dolaşıyor ve çamur ile kumu yıkayıp altın arıyorlar. Arada hatırı sayılır bir meblağ elde etseler de genelde altına çok az rastlanıyor. Kendi hâlinde mutlu mesut bir topluluk bunlar. Şarkı söyleyip dans etmeye hayli düşkünler. Şahsen Roman menşeli ve çingenelerle akraba olduklarını düşünüyorum."
Brown'ın öne sürdüğünün aksina Sonevalları Romanlara bağlayan bir kanıt mevcut değil. Ancak halen geçmişteki gibi göçebeler. Civardaki köylerde yaşayanlarla nadiren evleniyorlar. Çocukları çoğunlukla eğitimsiz kalıyor.
"Bizim hayat diye bildiğimiz şey bu," diyor İzzet Han, ufacık bir altın topağını Gilgit'teki kuyumculara satmak üzere naylonla sarmalarken.
